Proloterapi

Günümüz koşullarında gelişen teknolojiyle artan hareketsiz yaşam düzeni beraberinde birçok hastalıkları getiriyor. Hastalar düzensiz yaşam ve hareketsizlikten oluşan vücuttaki kronikleşmiş ağrılardan, proloterapi tedavisi ile kurtuluyor.

Hareketsiz ve düzensiz yaşam hemen herkesin yaşamının bir döneminde bel, boyun ağrıları, eklem kireçlenmeleri ve daha pek çok kas, eklem rahatsızlıklarına neden oluyor.

Hastanın yaşı, kilosu ve hastalığın süresi, hasarın büyüklüğü ve derecesi, diyabet, hipotiroidi, metabolik sendrom, obezite, sigara ve alkol kullanımı gibi ilave problemlerin olması iyileşme süresinin uzamasına neden olmaktadır. Çoğu hasta için 4-6 seans yeterliyken bazı hastalar 1-2 seansta anlamlı düzelmeler göstermektedir. Bazı hastalarda ise olumlu sonuç almak için 8-10 seanslık uygulamalar gerekebilir. Seans süreleri ise enjeksiyon bölgesinin büyüklüğüyle belirlenmektedir.

PROLOTERAPİ PEK ÇOK HASTALIKTA UYGULANIYOR
Proloterapinin uygulanabileceği pek çok hastalık vardır. Bu hastalıklar şöyle sıralanabilmektedir:
Eklem gevşeklikleri ve güç kaybı
Kas ve tendonların işlev yapamadığı hastalıklar
Tendon ve bağlarda görülen uzun süreli ağrılar
Yumuşak doku ödemi (bursit) ve kireçlenmeler
Boyun kaynaklı baş ağrıları
Bel ağrıları, fıtık ve kireçlenme
Boyun ağrıları, sırt ağrıları fıtık ve kireçlenme
Omurgada, göğüs kafesinde ve kaburgalarda geçmeyen kas ve bağlarda ağrıları
Topuk dikeni ve taban kasında gerilmede
Ayak bileği, el bileği burkulmaları sonrası geçmeyen ağrılar
Kuyruk sokumu ağrısı
Osteitis pubis
Menüsküs yıpranmaları
Diz ağrıları
Tenisçi ve golfçü dirseği
Bel kayması
Karpal tünel sendromu.
Kemik dokusunun yetersiz kanlanması nedeniyle hasar görmesinde
Donuk omuz.
Omuz sıkışma sendromunda

Mezoterapi Tedavisi

Doğrudan tedavi edilmek istenen bölgeye uygulanarak vücutta maksimum etkiyi yaratan mezoterapi, hücreleri yenileme, derinin sıkılaşması ve parlak bir cilde kavuşulması, saç dökülmesi ve benzeri etkileri pratik ve doğal bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

Dr. Michel Pistor tarafından 1952’de keşfedilen mezoterapi, kısa sürede tıp dünyası tarafından kabul görmüştür. 1987 yılına gelindiğinde ilk defa Fransız Tıp Akademisi tarafından tıbbi bir tedavi yöntemi olarak kabul görmüştür. Avrupa ülkeleri ile Kuzey ve Güney Amerika ülkelerinde hızla yayılan uygulama ülkemizde de Ankara da Dr. Tekin Yıldırım Tek Ozon Tedavi kliniğimizde hastalarımıza özel olarak mezoterapi hizmeti vermekteyiz.

Tüm dünyada son 30 yıldır kullanılan mezoterapi yöntemi ülkemizde, mikro enjeksiyon yöntemiyle cildin orta tabakasına ilaç enjekte edilmesi şeklinde gerçekleştirilmektedir. Mikro iğneler ile cilt altına ilaçların, enzimlerin, vitamin, mineral ve bitki özlerinin enjekte edilmesi ile gerçekleştirilmektedir. Bu yolla hastalara etkin bir tedavi sunulmaktadır.

Mezoterapi nasıl uygulanır?

Bir seansı uygulama yapılacak bölgeye ve alana göre değişiklik göstermektedir. Tek bir alan için 15 dakika, saç için 30 dakika gibi uygulama süresi bulunmaktadır. Seans sayısı da ortalama 5-10 olabileceği gibi işlemin yapıldığı kişinin cildinin toleransına göre azalabilmekte ve artabilmektedir. Seanslar haftada bir ya da iki olarak uygulanmaktadır.

Mezoterapi yapıldığı andan itibaren etki etmeye başlar ve cilt yüzeyinde olumlu etkilerinin oluşması, kişinin cildine göre 1 aya yaklaşan zamanda gerçekleşmektedir.

Mezoterapi hangi bölgelere uygulanır?

Cilt sorunu bulunan tüm vücut bölgeleri için güvenli bir şekilde kullanılmakta olan mezoterapi, uygulanan bölgelere göre farklı ilaçların farklı tekniklerle enjekte edilmesi sayesinde etki yapmaktadır
Özellikle cilt gençleştirmeden, saç dökülmesini önlemeye, selülitten cilt sarkmasına kadar pek çok alanda uygulama alanı bulmaktadır. Bunun yanında sivilce ve akne gibi cilt problemlerinde de hızlı etkin sonuçlar vermektedir.

Derideki çatlak, yara izi ve cilt lekeleri için de kullanılmaktadır. Bölgesel zayıflama ve selülit için yoğun olarak tavsiye edilen tedavi şekilidir.
Vücudumuzun tamamını saran derimizin herhangi bir sorunlu bölgesinde örneğin eller, kollar ve bacak gibi uzuvlarda, karın, basen ve bel ile gövdede, kozmetik olarak yüz, çene ve saçta başarılı şekilde uygulanmaktadır.

Ozon Terapi

Ozon, üç tane oksijen molekülünün bir araya gelmesi ile oluşan, O3 olarak bilinen bir gazdır. Atmosferin bizim yaşadığımız tabakalarında, dolayısıyla soluduğumuz havada oksijen molekülleri iki bileşikli, yani O2 formunda bulunur. Soluduğumuz havada bulunmayan ama atmosferin üst tabakalarında kendiliğinden oluşan ozon (O3), jeneratör yardımı ile oksijenden (O2 )’den elde edilmektedir. Ozon kendisine özgü bir kokusu olan, alt atmosfer tabakalarında hızlıca O2 durumuna geri dönen bir gazdır. Ozon iyi bir antioksidandır, iyi bir yüzey dezenfektanıdır. Mantar ve virüsler ozon ile karşılaştığında canlılıklarını kaybetmektedirler. Tıbbi uygulamalarda kullanılan oksijen-ozon karışımı % 3-5 oranında Ozon içerir. Bu karışıma “medikal ozon” adı verilir.

Tıp dünyasında da günden güne çok daha önemli bir yer edinen Ozon tedavisi ile kanserden diyabete, tansiyondan böbrek rahatsızlıklarına romatizmal hastalıklardan cilt hastalıklarına kadar çok geniş hastalık spektrumunun tedavisinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır. Tedavide kullanılan ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir.Üretilen ozon tedavide daima oksijen ile karışım halinde kullanılır..Tedaviyi uygulayan doktor,bilgileri ve deneyimleri ile hastası için uygun ve gerekli olan ozon uygulama yöntemini seçmektedir.Ozon tedavisi hiçbir ilacın sahip olmadığı kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir.Hiçbir yan etkisi olmayan ozon tedavisi herkese uygulanabilir.Yan etkisi olmadığı gibi hiçbir ilaç ile etkileşim de yapmaz.Bu nedenle ozon tedavisi oldukça pratik ve yararlı bir tedavi yöntemi olarak başarı ile uygulanmaktadır.

Dünyada Almanya İngiltere ABD Japonya brezilya gibi ülkelerde binlerce ozonterapi kliniklerinin yanı sıra sadece ozonterapi yapan özel hastaneler ve italya siena üniversitesinde kürsüsü mevcuttur.

Ozon terapinin en önemli özelliği, hastaya ve hastalığa özgü olmak üzere vücuda farklı yollarla verilebilmesidir.

Uygulama yöntemleri;

SİSTEMİK UYGULAMA YÖNTEMLERİ

–Mah-Eboo (majör): En yaygın kullanılan bu metotta özel ozon şişesi içerisine 50-200 ml kan alınarak, dozu belirlenmiş ozonla karıştırıldıktan sonra tekrar kişiye geri verilir.

–Serum Fizyolojik İçinde

–Rektal

–Sauna Yöntemi

–İntravenöz

–İntaarteriyel

LOKAL UYGULAMA YÖNTEMLERİ

–Dermal: Deri içine ve deri altına enjektör yardımıyla uygulanan yöntemdir.

–Minör Aht: Kişiden alınan 2-5 cc kan, belirlenmiş dozda ozonla karıştırılarak kas içine enjekte edilir.

–İntra-Peri Muskuler

–İntra-Peri Kaviter

–İntra-Peri Lezyoner

–Dental

LOKOSİSTEMİK UYGULAMALAR

Sauna: Genel vücut detoksu sağlar

Torbalama Yöntemi: Diyabetik ayaklardave iyileşmeyen yaralarda etkin tedavi sunar…

İnsuffilasyonlar: Rektal, vajınal nazal kulak içi

KOMBİNE UYGULAMA YÖNTEMLERİ:

–Prp-Cgf

–Proloterapi

–Akupunktur

–Nöralterapi

  • Romatoid artrit
  • Fibromiyalji
  • Dolaşım bozuklukları
  • Gut hastalığı
  • Candidiasis
  • Nörovejetatif hastalıklar: Alzheimer, parkinson, demans
  • Pulmoner hastalıklar: Amfizem, KOAH,astım, akut respiratuar stres
  • Oftalmolojik hastalıklar: Retinitis pigmentosa, katarakt, glokom, yaşa bağlı
  • maküler dejenerasyon
  • Vasküler hastalıklar: Hipertansiyon, venöz yetmezlik, periferal arteriyel hastalık,
  • venöz staz
  • Viral hastalıklar: Herpes simplex, herpes zoster, AIDS, hepatit C, human
  • papilloma virus
  • Serebral palsi
  • Alerjik hastalıklar
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Sistemik Lupus Eritematozus
  • Crohn hastalığı
  • Enflamatuar bağırsak hastalığı
  • Avasküler nekroz (AVN)
  • İyileşmeyen kronik yaralar
  • Diyabetik ayak yaraları
  • Saç ekimi öncesi ve sonrasında destek tedavisi
  • Ozon:kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavilerinin etkinliğini arttırıp,yan etkilerini en aza indirir.
  • Ozonterapi, konusunda uzman hekimlerce yapılan son derece güvenilir bir tedavidir.
  • Pek çok kronik otoimmün hastalıkta ozonterapi ile başarı sağlamak mümkündür.
  • Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini artırır.

Ozonterapi kliniğimizde başarı ile steril ve konforlu ortamda doktor kontrolünde uygulanmaktadır.

PRP tedavisi nedir?

PRP İngilizce “Platelet Rich Plasma” ifadesinin baş harflerinden türetilmiş olup, trombositten zengin plazma anlamına gelmektedir. PRP tedavisi özellikle son birkaç yılda giderek artan bir şekilde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlanmış yeni bir yöntemdir. Başlangıçta daha çok kozmetik ve anti-aging amaçlı kullanılmış olsa da son dönemlerde özellikle kas iskelet sistemi hastalıklarında sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemde ilaç hastanın kendi kanından hazırlanmaktadır. Yani doğal bir tedavi yöntemidir.

PRP tedavisi bir tür semptom baskılama tedavisi olmayıp direk olarak hastalığı tedavi etmeye yönelik bir tedavidir.

PRP nasıl elde edilir ?
Hastadan damar yolu ile yaklaşık 10-20 cc kadar kan bu iş için özel olarak hazırlanmış pıhtılaşma önleyici ilaç ihtiva eden tüplere alınır. Alınan kan tüp ile özel santrifüj işleminden geçirilir. Bu işlem yaklaşık 10 dakika sürer. Santrifüj işleminden sonra kanın trombosit dışındaki hücreleri tüpün dibine çöker. Üzerinde trombositten zengin sarı renkli bir plazma sıvısı kalır. Bu üstte kalan sıvının dip kısmında trombositlerin daha da yoğun olduğu yaklaşık 2 cc lik bir bölüm vardır. Özel sistem sayesinde her milimetre küpünde yaklaşık 1 milyon trombosit hücresi olan plazma, enjeksiyonun uygulanacağı enjektöre çekilir. Son olarak enjeksiyon yapılmadan önce bu plazmaya trombositleri aktive edecek ilaç (kalsiyum klorür) eklenir. PRP artık hazırdır ve bu aşamadan sonra bekletilmeden uygun teknikle istenilen bölgeye uygulanır.

PRP nasıl uygulanır ?
Tedavi edilecek bölgeye göre 1-3 ml kadar, bir kez yada belli aralıklarla 2-3 kez enjeksiyon yöntemi ile uygulanır. Diz kireçlenmelerinde diz eklemi içine birer ay arayla üç kez uygulanır. Tenisçi dirseği, aşil tendiniti, omuz tendon yırtılmaları gibi durumlarda ise genelde birer ay arayla 2 enjeksiyon uygulanmaktadır. Halk arasında horoz ibiği yada kıkırdak iğnesi olarak bilinen Na- hyalurinat enjeksiyonları ile beraber kısa aralarla uygulanabilir. Ancak biz PRP uygulamalarımızı OZON – NÖRALTERAPİ ve PROLOTERAPİ  ile kombine ederek etkinliğimizi daha artırdığımıza inanıyoruz. Bununla beraber yakın ara ile yapılan kortizon enjeksiyonu PRP tedavisinin etkinliğini düşürür.

PRP hangi hastalıklarda kullanılır ?

  • Diz kireçlenmeleri ( Artrozlar )
  • Dizde kıkırdak hasarlanmaları
  • Erken yaşta ortaya çıkan kıkırdak aşınmaları
  • Tenisçi dirseği, golfçü dirseği
  • Omuz tendon  yırtıkları
  • Aşil tendiniti
  • Diğer tendinitler
  • Kronik yara iyileşmesinde
  • Cilt ve saç uygulamaları
  • Diş implantlarında
  • Kardiovasküler cerrahide

PRP Tedavisi kliniğimizde başarıyla uygulanmaktadır.

Sülük Tedavisi Nedir?

Sağlık alanında sülüklerin ilk olarak kullanılması yaklaşık 2500 yıl öncesine dayanmaktadır. Bilinenin aksine kanı emerek değil kanı emerken ısırık bölgesinde salgıladığı sıvı ile hastaların tedavi edilmesine yardımcı olan bu canlılar günümüz de de medikal alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Emsallerine göre biraz daha pahalı bir tedavi yöntemidir.

Sülük Tedavisi Nasıl Yapılır?

Sülük tedavisi tok karnına yapılmaz. Yemek yedikten 2-3 saatlik bir açlık gereklidir. Sülük tedavisinden bir iki gün öncesinde protein içeren gıdalar yenmelidir. Sülükler vücudun belirli yerlerine konulmaktadır. Vücutta bulunan kan emildiğinde faydalı enzimler ve bileşikler daha faydalı çalışacaktır. Sülükler tarafından emilen vücudunuz kanlı gözükebilmektedir. Sülük işlemi uygulanan bölgede kanama devam edeceğinden kanın akması için bir pamukla bandaj yapılmalıdır.

Hastalıklarda tedavi edici özelliği bulunan sülükler Hirudo Medicinalis ve Hirudo Verbana türleridir.

Sülüğün tıbbi etkisini oluşturan 2 ana bileşen vardır.:

  • Biyoaktif Salgı İçeriği
  • Refleks Uyarı

Tedavi edici özelliği kanın emilmesinde değil kan emilirken vücuda verilen salgıda gizlidir.

Tıbbi Sülüğün Salyasının içerdiği başlıca biyoaktif maddeler;

  • Hirudin
    • Destabilase
    • Hirustasin
    • Bdellins
    • Hyaluronidase
    • Tryptase inhibitor
    • Eglins
    • Factor Xa inhibitor
    • Complement inhibitors
    • Carboxypeptidase A inhibitors
    • Histamine like substances
    • Acetylcholine
    • Anesthetics subsctance

Sülüklerin ana tedavi mekanizması kan emerken vücuda kendi ürettikleri biyoaktif salgılarını vermeleri ve bu salgıların vücutta oluşturduğu etkiden kaynaklanmaktadır. Bu salgı şu ana kadar izole edilebildiği kadarıyla 100 den fazla biyoaktif madde içermektedir.

Sülüklerin biyoaktif salgılarının;

kanın pıhtılaşmasını engelleme

Oluşmuş pıhtıları eritme,

Analjezik (ağrı kesici)

Antibakteriyel

Antioksidan

Nörotrofik (sinir hücresi yenileyici)

Dolaşımı arttrıcı özellikleri bulunmaktadır.

Hangi Hastalıklara Sülük Tedavisi Uygulanır?

  • Periferik damar tıkanıklıkları,
  • Varis,
  • Derin ven trombozu hemoroid gibi damarsal problemlerde
  • Boyun fıtığı bel fıtığında
  • Huzursuz bacak sendromunda
  • Dolaşım problemlerinde
  • Romatoid artrit ve diğer romatizmal hastalıklarda
  • artroz ve artrit gibi iskelet sistemi hastalıklarında,
  • Egzama, sedef hastalığı başta olmak üzere birçok cilt hastalığında,
  • Dejeneratif sinir sistemi hastalıklarında(MS,ALS,PARKİNSON)
  • Glokom ve retinal arter tıkanıklığı gibi tedavisi zor göz hastalıklarında
  • Migren ve gerilim tipi baş ağrılarında
  • Vertigo ve meniere sendromunda
  • Fibromyaljilerde
  • Kronik yorgunluk sendromunda
  • Anksiyete ve depresyonda

Vücudun Hangi Bölgelerine Sülük Uygulanabilir

Vücudun aşağıdaki bölgeler dışındaki her yerine sülük tedavisi uygulanabilir; aşağıdaki bölgelere sülük uygulanması ise sakıncalıdır.

  • Yumuşak Cilt Bölgeleri (Göz kapağı çevresi gibi)
  • Keratinize Bölgeler (Avuç içi, ayak tabanı gibi)
  • Önemli Damarların Üzeri (Boyun, çene altı, koltuk altı, kasık gibi)

 Hangi Durumlarda Sülük Tedavisi Uygulanmaz

  • Aktif Kanama Odağının Varlığı
  • Ciddi Anemi (Hb < 10)
  • Cerrahi Girişim Öncesi
  • Kan Sulandırıcı(coumadin, heparin) İlaç Kullanımı
  • Gebelik ve emzirme durumlarında sülük tedavisi uygulanmamaktadır.
  • Kanama Diyatezleri (Hemofili )

Akupuntur Nedir?

Akupunktur, bir kişinin vücudunun belirli noktalarına, çok çeşitli derinliklere çok ince iğnelerin sokulmasını içeren bir tedavi şeklidir. Araştırmalar, ağrının hafiflemesine yardımcı olabileceğini ve çok çeşitli diğer şikayetler için kullanıldığını ileri sürmektedir.

Akupunktur, vücuttaki enerji dengesizliklerini düzeltmeye odaklanmış tam bir tıbbi protokoldür. Çin’deki başlangıcından 2,500 yıl önce, akupunktur geleneksel olarak hastalığın önlenmesi, teşhisi ve tedavisi ile genel sağlığı iyileştirmek için kullanılmıştır.

AKUPUNKTUR NE İÇİN KULLANILIR?

Akupunkturun amacı vücudun her tarafına akan enerji dengesini teşvik etmek ve iyileştirmek olduğu için, akupunkturun yararları duygusal rahatsızlıklardan (anksiyete, depresyon) sindirim şikayetlerine (bulantı, kusma) kadar geniş bir yelpazeye yayılabilir. irritabl bağırsak sendromu). Bir yaralanma nedeniyle veya romatoid artrit gibi kronik dejeneratif hastalıklar ile ilişkili olan ağrı sendromları için faydalı olabilir. Ayrıca migren veya Parkinson hastalığı gibi nörolojik problemlerin tedavisinde veya felç geçiren bireyler için rehabilitasyon stratejisinde de yardımcı olabilir. Sinüzit ve astım dahil olmak üzere solunum yolları, birçok jinekolojik rahatsızlık ve infertilite gibi durumlar akupunktur ile rahatlatılmıştır. Akupunktur ayrıca yorgunluğu ve bağımlılığı azaltmak ve genel iyilik halini arttırmak için faydalı olduğunu kanıtlamıştır.

AKUPUNKTURUN FAYDALARI

Akupunkturun faydalarından bazıları şunlardır:

  • Doğru bir şekilde yapıldığında güvenlidir.
  • Yan etkileri oldukça azdır.
  • Diğer tedavilerle etkili bir şekilde kombine edilebilir.
  • Bazı ağrı türlerini kontrol edebilir.
  • Ağrı kesici ilaçların uygun olmadığı hastalara yardımcı olabilir.
  • Akupunktur kişinin strese karşı dayanıklılığını arttırır, hastalıklara karşı direnç mekanizmalarını güçlendirir.
  • Akupunktur; alerji mekanizmalarını düzenler ve alerjik reaksiyonların (alerjik burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ürtiker vb. gibi) kısa sürede iyileşmesine katkıda bulunur.
  • Akupunktur; açlık duygusunu regüle eder ve biyolojik saati dengelemede yardımcı olur. Bu etkisi obezite(zayıflama) tedavisinde ki yerini öne çıkarır.
  • Akupunktur; abstinans (yoksunluk) sendromunu tedavi ederek hastaların sigara, alkol, ilaç, yeme bağımlılığından kurtulmalarını sağlar.

İnsanın ve maddenin, var olan her şeyin içinde bulunan dengeleyici ve iyileştirici enerji ‘CHİ’.

Klasik Çin tıbbında “Chi” adı verilen bu enerji, insan vücudunda “meridyen” denilen kanallarda dolaşır. Binlerce yıllık geçmişi olan Akupunktur; bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı iyileştirici mekanizmayı aktive etmeyi hedefler.

Vücudumuzda bu enerjiyi harekete geçiren uyarı noktalarına akupunktur noktaları denir. Akupunktur iğneleri ile bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki ‘CHİ’ enerjisinin dolaşımının normale döndürülmesi ve çalışan vücut sistemlerimizde bozulan dengenin yeniden sağlanması amaçlanır.

Hastalığın kaynağına yönelik yapılan tedavi yöntemlerinden biridir.

Akupunkturla tedavi süreci desteklenebilen hastalıklar:

Nörolojik Hastalıklar: bel ve boyun fıtıkları,migren,gerilim ve küme tipi baş ağrıları, fascial paralizi (Yüz felci), trigeminal nevraji, , kas hastalıkları, serebral palsy.

Sindirim Sistemi Hastalıkları: peptik ülser,gastrit,irritabl barsak sendromu,ülseratif kolit crohn,ishal,kabızlık,post kolesistektomi sendromu.

Üro-genital Sistem Hastalıkları: Enüresis nokturna (Gece altını ıslatma), sistit, adet düzensizliği, ağrılı adet, kısırlık (İnfertilite)

Solunum Yolu Hastalıkları: Astım, KOAH, bronşit, sinüzit,amfizem

Endokrin Hastalıklar:Guatr, diyabet (Şeker hastalığı)

Cilt Hastalıkları: psöriazis (Sedef), egzema,ürtiker,zona ve sekeli, vitiligo

Nörolojik Hastalıklar: Migren ve diğer baş ağrıları, fascial paralizi (Yüz felci), trigeminal nevraji, dupuytren kontraktörü, kas hastalıkları, serebral palsy, meniere hastalığı,huzursuz bacak sendromu

Psikiatrik Hastalıklar: Stres – depresyon, uyku bozuklukları, psikosomatik hastalıklar, kekemelik, tikler

Romatizmal Hastalıklar: Romatoid Artrid – Behçet – Lupus – Artozlar (Kireçlenme) – boyun-bel-diz ağrıları

Diğer: Alerjiler, kronik yorgunluk, el-ayak yanmaları, aşırı terleme, sellülit, obezite, sigara, alkol alışkanlığı

Nöral Terapi Nedir?

Nöralterapi otonom sinir sisteminden kaynaklanan hastalıkların tanı ve tedavisinde uygulanan tıbbi bir yöntemdir.

Klasik tedavi yöntemleriyle tedavi edemediğimiz pek çok rahatsızlığın altında otonomik sinir sisteminin fonksiyon bozuklukları yatmaktadır.

Bozucu alan denilen lokal bozukluklar, elektrofizyolojik düzensizlik ve anormal nörolojik sinyaller ile otonom sinir sistemini reaksiyona sokarlar.Bozucu alanlar fiziksel ve ruhsal travma sonrası ortaya çıkabilirler. Bu taravmalara örnek olarak ameliyat sonrası yara izleri veya bir yakınını kaybetmeyi örnek olarak verebiliriz.

Otonom sinir sistemi bu bozucu alanlara tepki göstererek, vücudun uzak bölgelerinde rahatsızlık yaratabilir. Örneğin bir sezeryan yarası uzun süren bel ağrısının kaynağı olabilir.

Cerrahi girişim ve ilaç kullanan hastaların önemli bir bölümünde bozucu alanlar bulunabilir. Bu nedenle bu alanlar otonom sinir sistemi ile ilgili birçok ağrılı sendromda aranmalıdır.

NÖRALTERAPİ HANGİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE KULLANILIR?

  • Boyun sırt ve bel ağrıları
  • Boyun ve bel fıtıkları
  • Diz, kalça, omuz ağrıları
  • Ankilozan spondilit, fibromyalji
  • Romatizmal hastalıklar
  • Bacaklardaki dolaşım bozukluğu
  • Fascial paralizi (yüz felci), Trigeminal nevraji
  • Fibromiyaji
  • Kronik Dejeneratif Hastalıklar
  • Kronik Yorgunluk
  • Vertigo
  • Migren
  • Alerjik Hastalıklar
  • Astım

NÖRALTERAPİ NASIL TEDAVİ EDER ?

Seyreltilmiş ( % 0.4 – 0.5 ) prokain veya lidokain (lokal anestezik) kullanılır. Ağrılı bölgeler, omurga zinciri ve hastalığı ortaya çıkaran bozucu alanlara uygulama yapılır.

Bu tedavinin amacı bozucu alanların hücresel düzeyde sebep olduğu düzensizliği normal bir şekilde çalışmak üzere yeniden düzenlemektir. Verilen anestetik madde (Prokain veya lidokain) ile hücrenin elektriksel potansiyeli yeniden düzenlenir, dokuların bozulmuş olan fonksiyonları normalleştirilir.

Tedavi etkisi lokal anezteziğin beklenen etkisinden uzun sürer ve tekrarlayan tedaviler bozucu alanın etkisini ortadan kaldırarak iyileşmeyi sağlar.

NÖRALTERAPİNİN YAN ETKİSİ VARMIDIR ?

Nöralterapi batı ülkelerinde yaklaşık 100 senedir uygulanan bir tedavi yöntemi olup kullanılan lokal anestezikler ısırgan otu ve acı bademden elde edildiğinden doğal bir tedavi yöntemidir ve bu maddelere alerjisi olanlarda alerjik reaksiyona yol açabilmesi dışında herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

NÖRALTERAPİ KAÇ SEANS UYGULANMALIDIR?

Nöralterapi uyarı-uyum tedavisidir. Haftada 2 veya 3 seans uygulanır.

Tedavi seansları her hastada farklıdır. Bunun sebebide geçirilen hastalığın şiddeti, vücutta bulunan bozucu alanların sayıca fazla olması ve hastaların iyileşme kabiliyetlerinin farklı olmasındandır.

Bu nedenle Nöralterapi 1. ila 5. seans arasında etki göstermeye başlar, bu tedavi etkisinin az veya çok olması, bize toplam tedavi seans sayısı hakkında fikir verir.

Hacamat – Samsun Hacamat Tedavisi

Yüzyıllardır bir tedavi yöntemi olarak kullanılan hacamatın, vücudu dinlendirdiğini ve sağlıklı kalmasını sağladığına inanılıyor.

Çeşitli nedenlerle vücudumuza giren toksinler, kimyasal maddeler, gıdalar üzerindeki ilaç kalıntılarının idrar veya ter yoluyla atıldığını, doğal yollarla atılamayan kalıntıların deri altında biriktiğini söyleyen uzmanlar, bu birikintileri vücuttan dışarı atmanın bir yolunun da hacamat olduğunu söylüyor.

HACAMATIN FAYDALARI NELER?

Ağrısız, acısız, yatak istirahatsiz, iş gücü kaybı olmadan tatbik olunan bir tedavi metodu olan hacamat, uygun zaman dilimlerinde belli aralıklarla usulüne uygun olarak yapılırsa, vücudun dışarıya atamadığı ağır metaller, toksinler, serbest radikaller, kullanılan ilaçların ve hormonlu gıdaların vücutta bıraktığı kalıntılar emilerek bedenimizin normal formuna gelmesi sağlanmış olur.

Tansiyon, dolaşım bozuklukları, genel vücut ve organ temizlenmesi, baş ağrısı, baş dönmesi gibi birçok rahatsızlıkta hacamat tedavisi aktif olarak uygulanmaktadır.

Günümüz tedavi uygulamalarında tekrar kabul görmeye başlayan hacamat, 1400 sene önce Efendimizin (S.A.V) uyguladığı bir tedavi şeklidir.

Ayrıca Efendimiz (S.A.V) hem hanımlarına, hem de sahabelere hacamatı tavsiye etmiş ve kendisi de hacamat yaptırmıştır. Birçok hastalığa şifa olduğunu, bunlardan bazılarının kanser ve cüzzam gibi rahatsızlıklar olduğundan bahsetmiştir.

Alınan kan hücrelerinin yerine yeni kan hücrelerinin üretilmesi ve bu yeni üretime bağlı olarak da vücudun sıhhat ve dinginliğinin sağlanması günümüz tıbbınında da hacamata bakış açısını oluşturmaktadır.

Fakat eski tababetteki hacamat algısı günümüz tıbbından biraz farklıdır. Hacamatın, yeni kan hücrelerinin üretiminden ziyade vücudun birçok alanın da efektif olduğunu ortaya koyar. Bunun sebebini de yine eski tababet diliyle ifade eder.

Eski tababet ateş, su, hava ve topraktan oluşan insanın beden faaliyetlerinin koordinasyonunda da dört unsuru faal görür. Bu birliktelik sonucunda da bedende faydalı ve zararlı maddeler meydana gelir. Kan meydana gelen faydalıların başında gelirken; balgam, sevda ve kara safra da bedende oluşan zararlıların başında yer almaktadır. Bu zararlılara günümüz tıbbında birçok isim takılsa da en güncel ve revaçta olanı toksinler olmuştur. Son yapılan çalışmalar birçok hastalığın alt yapısında bu toksinleri görmüş ve tedavideki baş şartı detoksifikasyona, yani bedenin temizlenmesine ayırmıştır.

Bu yaklaşımlar gösterir ki, günümüz tıbbı ile eski tıbbi bilgiler antioksidan uygulamalar konusunda (İsimler ve teknikler farklı olsa da) esasta anlaşmışlardır. Hatta eski tababetteki birçok tedavi uygulamaları antioksidan yöntemler üzerine kurulmuştur. Günümüz modası olan detoks, yüzyıllar önce de tedavinin baş şartını oluşturmuş ve tedavi sistemleri bunun üzerine kurgulanmıştır. Eski tababette biriken atıkların alınmasında lavman, kusma, dağlama, bal şerbeti, kan aldırma ve hacamat baş sıralarda yer almaktadır. Bu tedavilerde yer alan ateşle dağlama ise daha sonra kaldırılmıştır. Yazımızın konusu olan hacamat ise vücudun temizlenmesi işleminde baş görevli olarak hep yerini korumuştur.

Hacamat Yerleri;

Bedende birçok bölgeden hacamat yapılabilir. Hatta hastalıklara göre yeni bölgeler bile belirlenebilir. Ama genel ve en uygun yerler sırt ve baş arkasıdır.

Sırtta özellikle iki kürek kemiği arasının, 3 parmak üstü alanlar sırt enerji hatlarının bulunduğu bölgelerdir. Bu bölgeler enerji kanallarının geçtiği yerler olduğu için herhangi bir atık birikiminde enerji hatlarının çalışmaması gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumlarda enerji hatları ile ilgili organlar çalışma kabiliyetlerini yitirmekte ve rahatsızlıklar baş göstermektedir.

Baş arka bölge ise yine başa ve bütün vücuda dağılan enerji hatlarının merkezidir. Ayrıca beyin kanlanmasının da koordine edildiği yerlerdir. Bu nedenle bu bölge unutkanlık, vertigo ve baş ağrısı da dahil olmak üzere birçok rahatsızlığın merkezidir.

Tüm bu bilgiler hastalığın türüne göre hacamat yapılacak vücut bölgelerinin özenle seçilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Hacamat Zamanları;

Arabi ayların ilk 15 günü beden ve kainattaki faaliyetlerde artış zamanlarıdır. Bu zamanlarda faaliyetler daha hızlı, yoğunluk ve artışlar daha fazladır. Bedendeki bu artışlar ilk 15 günden sonra azalmaya başlar. Hacamat, vücutta birikenlerin alınması olduğu için de, bu ilk 15 günün sonunda yapılacak hacamat uygulaması maksimum faydayı sağlayacaktır. Bu nedenle biriken kanın alınması da Arabi ayların 17’nci, 19’uncu ve 21’inci günleri göz önünde bulundurulur. Ayrıca her bahar dönemi organ ve kan değişiminin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde de hacamatın tercih edilmesi sıhhatimize katkı sağlayacaktır.

Bu zamanlama her sene düzenli yaptıranlar için geçerlidir. Fakat tedavi gerektiren acil durumlarda ise her an hacamat yapılabilir. Tedavilerde hastanın durumuna göre bazen haftanın günleri bazen de ayın günleri değerlendirmeye alınabilir.

Hacamat  rahatsızlığa göre maksimum ayda bir tekrar edilebilir. Uygun olan ise üç ayda bir tekrarlanmasıdır. Herhangi bir rahatsızlık yok ise koruyucu amaçlı olarak senede iki kez olmak üzere bahar dönemlerinde hacamat yapılması uygun olacaktır.

Dikkat Edilmesi Gerekenler;

-Hacamatın steril ortamlarda ve bu alanda uzman doktorlar tarafından yapılması gerekir.
-Hacamatın aç karnına yapılması etkisini artıracaktır.
-Hayvansal gıdaların hacamattan önce ve sonraki bir-iki günde alınmaması hacamatın verimliliği açısından önem arz eder.
-2 yaş sonrası herkes hacamat olabilir. Yalnız şeker ve kansızlık gibi kronik rahatsızlıkları olanlarda doktor kontrolünde titizlikle hacamat uygulanmalıdır.

Hacamat yapılacak dönemlerde kiraz yenilmemesine özen gösterilmelidir. Çünkü kiraz alımından sonra yapılan hacamatın verimliliği düşük olur.